Book notes

Hoşça Kal Lokantası

Madame Jane’in defterinden Hoşça Kal Lokantası üzerine okuma notları ve kitap özeti.

Dekoratif kitap illüstrasyonu
Author
Şermin Yaşar

Kusura Bakma Dağları

Kalbim, tüm vücudum içerisinde, hassaten jeolojik bir öneme sahiptir. Şimdi şu çorak halini görünce insanın inanası gelmiyor tabii ama sizi temin ediyorum, buralar eskiden hep dutluktu. Öyle ki, bakmaya doyamazdınız.

Üstü, sağ kapakçığından sol kapakçığına uzanan yemyeşil ağaçlar, güzide çiçekler ve eşi benzeri görülmemiş peyzajıyla taa aorta kadar seraser güllük gülistanlıkken; altı, bildiğin cevher yatağıydı. Mal sahibi zamanında araziyi iş bilen bir müteahhide verseydi; o ağaçları yerinde bırakır, cevherin kadir kıymetini bilir, orayı öyle güzel imar ederdi ki, rahmetli Tanpınar altıncı şehir diye kalbimi yazardı.

Lakin öyle olmadı. Müteahhit, kendine daha güzel bir kalp bulunca, temeli bile atamadan, yıkım makinelerini üzerinde bırakıp kaçtı gitti.

Başkalarının yaralarına basmayı, onların üzerinde gezmeyi, başkalarının acılarında dinlenmeyi sever ya insanoğlu, bizim de müdavimimiz bu bakımdan elbet bol olurdu. Keşfetseler

Zarif

Zürafaların kalbi, kafalarından daha büyükmüş. Biz öyle değiliz. Bizim kafamız kalbimizden büyük Zarif. Yeni yaşımda daha da büyüteceğim kafamı. Yalan söyleyeceğim, kuralları çiğneyeceğim, karımı üç kere değil bir kere öpeceğim, büyük küçük fark etmez bir şekilde zulmedeceğim birilerine. Sevim haklı Zarif, bir oyuncak zürafayla konuşuyorum. Hastayım. Hadi gir çekmecene.

Tarihî Hoşça Kal Lokantası

Ben sucuklu yumurtayı çok severim. Çocukken yapmazdı annem, komşumuz zengindi, onlar pişirirdi, kokusu bahçeyi sarardı. Gözüm kaldı, aklım kaldı. Bana yetiyor, gelen giden olursa iki yumurta da onlara kırıyorum.

Onu soracaktım. Neden Hoşça Kal Lokantası?

Çok terk edildim, ondan.

Okuldan sonra top oynamaya giderken benimle gelmek istemeyen ikiz kardeşimin, “Hoşça kal” diye el sallarken birden arkasını döndüğü ve kamyonun altında kaldığı o güne dayanıyor. O korna sesinden, çığlıktan, ilk büyük kaybedişten, hissedilen ilk yokluktan alıyor adını.

Anahtar

dükkânı beraber idare edeceği, ona kontrol kalemi uzatacak bir evlat istiyor, tüm itirazlarına rağmen güzel sanatlar lisesine gittiğim için benden biraz da utanıyordu. Ben de ondan utanıyordum. Milletin babası öğretmen, polis, ustabaşı, formenken bizimki elektrikçiydi. Birbirimize duyduğumuz karşılıklı utanç yüzünden yan yana gelemiyor, yan yana gelsek göz göze gelemiyor, hasbelkader ikisi de gerçekleşse bakışmalarımızın sonunda mutlaka kavga ediyorduk. Kavgalarımız annemin gözyaşlarıyla sonuçlanıyor;

Bu son yağmurları

Bu son” deyip ilk fırsatta aynı naneyi yeniden yiyenlerin bildiği o büyük mahcubiyetle söyleyebilirim ki, her deneme, yalandan da olsa, son yağmurun altında ıslanabilmek içindir..

Hacıanne

Ahhhh hacı anne ahhh, demek koynunda İlk kocanın fotoğrafı var. Demek onu kaybetmemek için kat kat kıyafetlere büründün. İnsan sevdiği uğruna deliliği göze alıyor demek ki. Deli demeyelim de milletin gözünde deli işte. Eskiden nedense kimse kimsenin derdini bilmemiş. Anlatacak anlatamamış, dinleyecek dinleyememiş.

Oda daha çok soğudu sanki telefonu kapatınca. Üstüme hırkamı aldım. Beden üşüse çaresi vardı işte, eyvah ki ruh üşüyorsa…..

Sıradan Anlar Fotoğrafçısı

Çok kıymetli....... ailesi;

Bu fotoğrafı izniniz olmadan çektiğim için özür dilerim. Eşek yüküyle para verip karşısında kılıktan kılığa girdiğiniz fotoğrafçınızın çekimleri kadar kaliteli değil ama belki de birbirinize duyduğunuz gerçek sevginin fotoğrafını görmeye ihtiyacınız vardır bu ara. Dilerim hâlâ mutlusunuzdur ve hep öyle kalırsınız.

Sevgilerimle,

Sıradan Anlar Fotoğrafçısı

Çok kıymetli....... ailesi;

Bu fotoğrafı izniniz olmadan çektiğim için özür dilerim. Eşek yüküyle para verip karşısında kılıktan kılığa girdiğiniz fotoğrafçınızın çekimleri kadar kaliteli değil ama belki de birbirinize duyduğunuz gerçek sevginin fotoğrafını görmeye ihtiyacınız vardır bu ara. Dilerim hâlâ mutlusunuzdur ve hep öyle kalırsınız.

Sevgilerimle,

Sıradan Anlar Fotoğrafçısı

Çay bahçesi

En büyük ihanet alışkanlıklara yapılan ihanettir. Beklerim, gider dolaşır, tekrar gelirim

. Emekli olduktan sonra, zaten zar zor ayakta duran bu nezih işletmeye karınca kararınca bir katkım olsun diye her gün gelip çay içmeyi bir alışkanlık haline getirdim. Arada, eşimin evde olmadığı zamanlarda, tost da ısmarlıyorum kendime. Aynı ıhlamur ağacının altında, aynı masada bulmacamı çözüyor, gazetemi, kitabımı okuyor, defterime notlar yazıyorum.

Yanına gittiği Adamın derdi kızını evlendirecekmiş kıyamamış İlk kez o gün üst üste sigara yakıp içmiş.

BEN DE ÇOK ÖZLEDİM ÇAY BAHÇESİNİ, ORDA DURUP BİR BARDAK KUŞBURNU ÇAYI İÇİP YANINDA SİMİT YEMEĞİ, DENİZ KENARINDAYSA DENİZİ İZLEMEYİ, AĞAÇLAR ARASINDAYSA AĞAÇLARIN KOKUSUNU İÇİME ÇEKMEYİ ÖZLEDİM.

Musa Çakır

O gün bugündür de orada çalışırım, önce garson oldum, sonra şef garson dediler, şimdilerde masa masa dolaşıp muhabbet ederim, yaptığım iş bu kadar. İnsanları çok severim, sohbete, muhabbete, gülmeye bayılırım. İnsanların acılarına bakarım. Fakat yine de yalnızım... Tezat mı buldunuz? Ahhh, dostların çokluğu ile yalnızlığın mevcudiyeti arasında hiçbir alaka olmadığını zamanla anlayacaksınız. Ne diyordu şair, ne zaman bir dosta gitsem evde yoklar...

Share this page