Okuma Mektupları
Jean’a Mektuplar: Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam
Babalık, çocukluk ve hatıralarla yüzleşmek üzerine Jean’a okuma mektupları.
Tarih belirtilmemiş İçerik dili: Türkçe

- Yazar
- Jean-Louis Fournier
Sevgili Jean, baban hakkında konuşmak benim hakkım değil farkındayım. Ama bazen, bazı insanlar çocuk sahibi olmasalar diye ümit ediyorum. Alamayacakları sorumlulukların acısını, minicik bedenlere yüklüyorlar. Belki de bundan bu serzenişlerim.
Sayfa 34 — Babam ve Marsilya Sabunu
Benim babam da paralarını arkadaşlarına verirdi Jean. Cumartesi günü kurulan pazardan yiyecek almak için dükkânına giderdik. Pazar parası versin diye dükkânda saatlerce beklerdik. Sıra bize çok sonra gelirdi. Yorgunluktan sabrım tükenirdi. Ama onun bize para vermeyi geciktirme sabrı hiç tükenmedi. Neden babalarımız bu kadar garip Jean. Ben anlayamıyorum. Peki sen? Sen anladın mı babanı?
Sayfa 53 — Babam ve Polis
Sanırım babanı hiç sevemeyeceğim Jean. Her davranışıyla garip. Çok bencil sadist mesela. Garip şakalar yapıyor, kendini tatmin etme çabası gibi sanki. Başkalarının korkularıyla alay edecek kadar acımasız buluyorum. Sen belki bunu düşündün ama bu sıfatları ekleme lüzumu bile görmedin ama ben senin yerine yazacağım. Senin gibi trajikomik bir şekilde ifade etmeden öyle bodoslama dan dan diyeceğim. Senin babanla hesaplaşırken belki de kendi babamla hesaplaşma fırsatı buluyorum. Yıllarca anlatamadıklarım, boğazıma düğümlenenler senin baban sayesinde ortaya çıkıyor. Benim babamın da senin babandan aşağı kalır yeri yok maalesef ki. Sana içimi döküp artık bu defteri kapatıp bir kenara bırakmak istiyorum. Hayatımın geri kalanında sırtımda tonlarca ağırlıkta çürümüş, kokuşmuş hatıraları, yaraları taşımak istemiyorum.
Babam da bazı noktalarda mahirdi, şöyle ki etrafındaki cam eşyaları bir bir atıp kimseyi yaralamama gibi. Karşı tarafın korkusu, ölümle burun buruna kalması hiç umurunda değil. Olay olup bittikten sonra cam parçalarının elimizi, ayağımızı yaralayabileceğini söyleyen anneme karşı, kahkahalarla gülüp ben hesap edip attım diyen babama saygı duruşunda bulunuyorum. Teşekkürler taçsız kral eşyalar kolumu, bacağımı kesmedi ama kalbim, zihnim binlerce parçaya ayrıldı. Bunu başaran babamı yılın en etkili kalp, zihin parçalayıcısı ödülü almak üzere sahneye davet ediyorum. Hayatının geri kalanında başarılar diliyorum.
Sayfa 54
Baba sevgisine muhtaç olan bir çocuk görüyorum içinde Jean. Belki de sen benim bir yansımam olduğundan bunu görebiliyorum. Seni anlıyorum hem de bütün kalbimle…
Sende bir şey fark ediyorum, bence bu büyük bir farkındalık sen babanın iyi ve kötü taraflarını görebiliyorsun. Ben fark edemediğimden hep kendimi suçluyordum. Sanki büyüklerin sorumlulukları hep benim üzerimde ben yapmalıymışım gibi hissediyordum. Mesela soğuk bir kış gününde eve odun kömür almak bir babanın göreviyken, yaz olduğunda soğuktan donma tehlikesini yaşamamak için dağlardan odun toplamak bir çocuğun asıl görevi olmamalıydı. Sorumluluktan kaçan bir babanın sorumluluğunu yüklenen bir çocuk bu görevin kendisine mi yoksa babasına mı ait olduğunu ayırt edemiyor. Eğer bunu bilseydim babama ait sorumlulukları üstüme almayıp çocukluğumu yaşardım. Yaşıtlarım gibi kanepede uzanıp, deliler gibi şarkı söylemek isterdim. Kulağımda kulaklık dünyanın sesini kısmak isterdim. Dışarıda arkadaşlarla gezip, geyik muhabbetleri yapmak isterdim. Deniyorum Jean, gerçekleri bütün çıplaklığı ile görüp fark edebilmeyi deneyimliyorum. Ama tartıda hep bir dengesizlik oluyor. Kötü huyları iyi huylarına göre daha ağır basıyor artık. Gerçekler canımı yakıyor ama gerçekler güneş kadar gerçekler. Ve kendime dönüp tartının bozuk olabileceğini adil olamadığım kararını veriyorum. Bir yandan babama kızarken bir yandan da kendimi suçluyorum. Ne kadar da nankör olduğumu, hiçbir şeyi hak etmediğimi savunuyorum. Baba anne sevgisi görmeyene, babasının ve annesinin görev olarak yapmak zorunda oldukları çocuklarına bir lütuf gibi geliyor. Çok komik ama bir babanın çocuğuna bir kalemi açması çok büyük bir mesele hâline geliyor. Düşünsene seni bir defa bile düşünüp senin ihtiyaçlarını gidermeyen taçsız kral bir gün de olsa halkın içine karışıp bir çocuğun ucu kırılan kalemini tekrardan eski hâline getiriyor. Sihir gibi bir şey değil mi? Taçsız kral bir günlüğüne kahraman oluyor. Bir günün kırk yıl hatırı olur elbet. Ama bir sene sonra bu hatır sona erecek. Ben kırk yaşında olacağım. O zaman taçsız kral hâlâ kahraman olacak mı bilemiyorum. Ama bugün 39 yaşında olsam da o hâlâ bir taçsız kral, kral olduğuna inanmak istiyorum.
Sayfa 56
Evine geç gelen, evinden uzakta mutlu olan babaları anlayamıyorum. Bile isteye bir aile kuruyorsun, baba olmak istiyorsun ve ardından ben baba olamayacağım deyip aileni sırtından atıp kayıplara karışıyorsun. Çok acımasız. Sen baba olmak bana göre değil dediğin için bir çocuk acı çekecek. Onu dünyaya getirmek için sen bir vesileydin bu doğru ama her vesile olduğun şeyin de bir sorumluluğu olduğunu unutmamalıydın. Ne kadar güzel değil mi sen bir Güneş’tin ama dedin ki ben güneş olmaktan bıktım usandım yalnız bırakın beni ey gezegen halkı. Ben güneş olmaktan istifa ediyorum, bakın başınızın çaresine. Bana eyvallah. Neyse bu kadar serzenişten sonra gelelim asıl meseleye. Eve geç gelen bir tek senin baban değil Jean, evet bazı babalar ve benim babam da eve geç gelenlerden. Ailemle fazladan vakit geçiririm, kahve arkadaşlarımın kalbi kırılır diye eve geç geliyor. Sakın yanlış anlama onların kalbinin kırılması evdekilerin kalbinin kırılmasından daha önemli çünkü. İlk olarak onlar mutlu edilmeli, onlara çay kahve ısmarlanmalı, koyu koyu muhabbetler edilip gelinmeli. Evdekiler evde zaten onların bir şeye ihtiyacı olmaz. Baba sevgisi pazarda satılsaydı şüpheliyim ki babam onu dahi almaya erinir gidin kendiniz halledin derdi. Evet çay kahve içildiyse eve yatmaya gitme vakti de gelmiştir, çocuklar uyuma aşamasındadır ama bu umursanmamalı. Mesela kapı tekmeyle açılmalı, öyle açılmalı ki herkes eve kimin geldiğini anlayabilmeli. Şimdi kapı sessizce açılınca Allah muhafaza eylesin ev halkının ödü kopar. Neden mi? Ya bu gelen hırsızsa böyle sakince geliyorsa vardır bir alacağı. Evet hışımla eve gelinip gecenin saat ikisi de olsa o televizyon açılmalı hem de son ses. Yatakta uyumaya çalışan çocukların yarın sınavı var hayır mühim değil, devlet meseleleri her şeyden daha önemli. Eğer dinlemezse yarın arkadaşlarına ne anlatacak. Bitmek bilmeyen politika meseleleri, dünyayı kurtaracak taçsız kral. Evdekileri kurtardı şimdi de hedef dünya. Programda politikadan ziyade kavga dövüş birbirine hakaretler savruluyor. Hakaretlerle var oluyor insanlar. Birbirini dinleyenler yok varsa yoksa ben anlatayım sen dinle. Saat 3 oldu taçsız kral hâlâ odada dinliyor hem de son ses. Yirmi beş yaşında bir şey fark ediyorum, geç olsa da. Bağırarak konuşuyorum, televizyonun sesi kısık dinleyemiyorum. Dinleyemiyorumdan ziyade duyamıyorum. Kulaklarım yüksek sesten tahrip olmuş ama farkında değilim. Farkına vardığımda artık her şey için çok geçti. Taçsız kral her şeyin içine ettiği gibi, kulaklarımın da içine etmişti. Hadi geçmiş olsun, artık sen yatıp uyuyabilirsin taçsız kral sabah oldu bize de okul vakti. Sınavım var bugün, öğretmenime mazeret olarak ışıklar ve televizyon sabaha kadar açıktı uyuyamadım, çalıştıklarımı da hatırlamakta zorlanıyorum desem bana evinizi su da bastı mı deyip benle alay eder korkusuyla hiçbir şey demeyeceğim yine. Yine sessiz hiçbir şey olmamış taklidi yapacağım. Bu taklidi çok iyi yaptığımdan öğretmenler benim harika bir çocuk çok mutlu olduğumu düşünüyorlar. Ama içimi açıp baksalar görecekler, ama onlar dışımdaki güzellikleri görmek istediler, ben de gösterdim. Şimdi sana hayırlı sabahlar taçsız kral, uykun bol olsun. Yeter ki sen iyi ol. Hep iyi ol. Sevgiyle, uykuyla kal.
Sayfa 60
Anneni gözlemledim senin yazılarında Jean. Ara ara da olsa gülmeyi becerdiğini bunca negatifliğin içinde bunu yapabilmesi bile harika bir şey sanırım. Ya da ne bileyim. Hep ağlamak gibi hep gülmek de garip değil mi Jean. Benim annem sürekli gülüyor, gülerken gözlerinden yaşlar geliyor. Ev kırılıp, dağılıyor o gülüyor. Ben ağlıyorum o gülüyor. Kendi düşüyor yine gülüyor. Bir şeyler normal değil gibi sanki. Bir yerlerde bir şeyler eksik gibi, hep gülüyor deliler gibi gülüyor. Şimdilerde fark ediyorum sanki hep gülmek, gülmek istemek, ağladığımda ağlamama dahi sabır gösteremeyip bağıran çağıran ve beni susturan. Tekrar gülmesine devam eden, benim ağladıklarımla ya da ağlayışımla dalga geçmesi ve tekrar gülmesi. Bu kadar gülmesi beni yoruyor. Acısı yok, o hep gülüyor. Ama ben ağlıyorum içten içe ağlıyorum. Görülmeyişime, ağladıklarımın kaale alınmamasına kızıyorum. Bence annemde ters giden bir şeyler var ve vardı da. Onca acıya, haksızlıklara karşı hep mutluymuş gibi yapıp onları görmezlikten gelebilmek yok sayabilmek çabası. Hep mutlu olduğuna inandı. Mutluluğunu kendi evinde değil başkalarının iltifatlarında, sevgilerinde aradı. Buldu mu belki kısa süreli evet buldu. Ama şu an yalnız kimsesiz, etrafında onu sevdiğini söyleyen arkadaşları yok artık. Çekip gittiler. Herkes kendi yolunu çizdi ve ayrıldı. Gülünce acılar her zaman geçmiyor Jean, sadece daha da derinlere gömülüyor. Düşünsene yok üzgün değilim çok mutluyum diyorsun. Sen hep kendini kandırıyorsun oysa ki ilerleyen zamanlarda sen kapatsan da o yaralar bir daha kanayacak, kanlar akacak yara bandı arayacaksın yine bildiğin yöntemi uygulayacaksın çok mutluyum. Yara daha da derinleşecek hiç kapanmayacak. Ve sen kendinle baş başa kalmaktan hep kaçınacaksın. Kendin kalırsan gerçekler güneş parlaklığı gibi gözünü alacak. Buna dayanamayacaksın. Ama bir gün cesaretini toplayıp bu kaçışlarınla karşı karşıya kalırsan anneciğim belki gerçekten senin kim olduğunu bulabileceğim. Sen kimsin? Gerçek senin kim? Bunu merak ediyorum. Gerçek beni merak ettiğim kadar gerçek seni de merak ediyorum. Belki bir gün yolda karşılaşırız eğer beni tanıyabilirsen ben de seni tanıyabilirsem selamımı almayı unutma. Sevgiyle, dengeyle kal.