Kitap notu

Sonrası Mavi

Hasan Çağlayan’ın Sonrası Mavi kitabından kalan duygular, küçük adımlar ve gündelik hayata dair notlar.

Dekoratif dijital defter illüstrasyonu.
Yazar
Hasan Çağlayan

Sonrası Mavi kitabı, Hasan Çağlayan’ın Türkiye’de hapisteyken tuttuğu günlüğün yazıya dökülmesi ile meydana gelen bir kitap. Kitabı okurken kendime notlar tuttum; amacım bu kitaptan bana kalan hislere, duygulara bu tuttuğum notlarda tekrardan geri dönebilmek, neler hissedip öğrendiğimi ara ara açıp tekrar etmek.

Peki Ben Ne Öğrendim?

Okuduğum kitaplardan notlar çıkarmak ve bunu hatırlatacak kendime ait kararlar almak. Yazar hapse girmeden önce okuduğu kitaplarla ilgili hiç notlar tutmamış ve bundan muzdarip, aynı şeyi kendimde hissettiğim için artık ah vah etmek istemiyorum. Bir an önce okuduklarımı kayda geçmek istiyorum.

Doğanın tadını çıkartmak, kendi yapıp yediğim yemeğin tadını çıkarmak. Çünkü öyle anlar var ki insan bunlardan bile mahrum kalabiliyor.

Kahvemi istediğim zaman yapıp içebildiğim için buna şükretmek.

Sevdiklerimin kıymetini bilmek.

Hobilerimi istediğim zaman istediğim şekilde yapabilmek.

Yeni bir şeyler öğrenmek ve yapmak için boş bir zaman beklememek.

Küçük adımlarla başlamak, parçadan bütüne gitmek. Küçük adımları küçümsememek, beni hedefime götürecek olan küçük ama devamlı adımlar.

Mükemmeliyetçilikten çıkıp, üretmekten korkmamak.

Gözünde büyütmemek.

Günlük notlarla bile bir kitap oluşturmak.

İhtiyacın olan şeyler ne ise onu al, harcadığın para başkasına rızık olur. Allah sana karşılığını katıyla verir. Sen başkasının ihtiyacını gider, Allah da senin ihtiyacını gidersin.

İstediğim kitaba ulaşabildiğim için buna şükretmek çünkü hapishanede bu çok zor.

Herkes bir olaya farklı tepkiler verir, peki ben olan olaylara nasıl tepkiler veriyorum, acaba verdiğim tepkilerde çocukluktan kalma korku, hurafe bilgiler ne kadar etkili. Zihnimde bana ait olmayan, dışarıdan enjekte edilmiş kaç adet yanlış inanış var, ben bunlardan ne kadar etkileniyorum. Bunların tutanağını tutmak.

İnsanın sevdiği şeyler, zor zamanda hayatta kalmasını sağlar. Tıpkı yazarın hapiste yazarak hayata tutunma çabası gibi. İçeri girdiğinde ne zaman çıkar, kaç gün kalır, hangi koğuşta kaç gün kalacak bunlarla ilgili hiçbir bilgi verilmiyor. Tamamen başkasının inisiyatifinde gün geçiriyor gibi, hayatı insanın elinden çıkmış, kontrol başkasında, dümen başkasında gibi, bu his var ama bu hisle beraber ümitlerini diri tutacak küçük sebeplere de ihtiyacı var. Yazarda bu yazı yazmak, kitap okumak olmuş.

Yazar içeride kalırken çok fazla insanla muhatap oluyor, kalabalıklar odaklanıp okumasını ve yazmasını çok etkiliyor. Yalnız kalmayı bile özlüyor, orada yalnız kalmak lüks gibi. Her şeyde denge; ne sürekli kalabalıklarda yaşamak ne de hepten yalnız kalmak.

Her zaman insan sevdiği işi yapamıyor, her şey istediğin gibi gitmiyor. İhtiyaç neyse ona yöneliyorsun. Bu noktada aslında Martin Eden ve Knut Hamsun’un kitabını okuduğumda da aynı şeyi hissetmiştim. İhtiyacını gidermek için bazen insan sevdiği işi yapamıyor. Bir de ne kadar o işi sevmesen bile elinden gelenin en iyisini yapabilmek ve o yaptığın işi de küçümsememek. Çünkü seni hedeflerine götürecek olan o küçük gördüğün işler olabilir.

Üretmek her şartta insana iyi geliyor. İşine yarayacak aletler yapmak, başkasını mutlu edecek şeyler olabilir (mesela bookmark, oyuncak gibi — kendi yaptığın ve başkasına onun ihtiyacını giderecek hediyeler).

Hapiste beton duvarlar var ve etrafı tel örgüler. Doğayla temas edebilecekleri bir mekân yok, bu da insan ruhu için inanılmaz bir yıkım. İnsanın ayağı toprağa basıp, gözleri ağacın, çimenin, çiçeğin rengine takılınca insan olduğunu anlıyor. Hissediyor. Temas edememek insanı sanki hissizleştirip donuklaştırıyor.

Bu sayfayı paylaş