Kitap notu

Hayat Hanım

Madame Jane’in defterinden Hayat Hanım üzerine okuma notları ve kitap özeti.

Dekoratif kitap illüstrasyonu
Yazar
Ahmet Altan

(Kitap elime bugün ulaştı. Yaklaşık 1 yıl önce hapishaneden çıktığında ilk yapılan röportajda hayat hanım ve zarlar adında iki romandan bahsetti. ikisini de hapishanede yazmış. Yazarken sigara içmesinden, etrafın onun yazabilmesi için sessizleşmesinden bahsetti. Bir de flüt çalan Selman’dan. I will never see the world again kitabını okudum. En içimi acıtansa örtülü hemşirenin canını yakmasıydı. Ama ona hiç kızmadı Ahmet Bey. Yani anlaşılan herkes karakterinin gerektirdiğini yaptı. Birazdan kitabı okumaya başlayacağım. Röportajını ise Newjersey de yolda yürüyüş yaparken dinlemiştim. Beni aldı oralara götürdü. Saat 5:49 akşam olmak üzere. Bugün iletişim donanımları kitabımı bitirdim. Başka hiçbir kitaba başlamadım. Bekledim. Ve siparişim 3:45 civarı elime ulaştı. Ortamımı hazırlayıp kafa dinginliği ile okumaya başlamak istedim. Birazdan bir de yeşil çay yapacağım. Keyfime keyif katacağım.

Hadi Bismillah diyelim o zaman.)

( Kitabın başlangıcı süper değil mi? Hayatları bir günde değişmek, çok tanıdık bir kavram. Bir gecede hayatı tarumar edilenler. Ellerinden emekleri çalınanlar. Ve ardından haksızlığa uğramanın vermiş olduğu fiziksel, ruhsal sorunlar. Babanın yasını tutamayan bir aile, girdabın içinde dönen çocuklar eşler. Daha neler, neler…)

Edebiyat okuyor kadın.

Kendine bir oda kiraladı. Öyle hoşuma gitti ki. İçerde bir yatak var. Kapıya yakın yerde ayna asılı Balkon kapısının yanında ortadan çatlamış bir masa ve bir iskemle. Balkon ise Arnavut kaldırımlarına bakıyor. Dışarda yediden sonra insanlar çoğalmaya başlıyor. Gülüyorlar kahkaha atıyorlar Havada anason, kızarmış balık ve tütün kokusu var. İnsanlar o anda sanki üzüntülerini bırakıp o anı yaşıyorlar Bu kızda onları izliyor. Bu eğlenceye artık katılamayacağını düşünüyor. Neden peki o artık zengin değil. Bir gecede domates ticareti durdu. domatesler tarlada çürüdü kaldı. Baba beyin kanaması geçirdi ve vefat etti. İşte bu yüzden, hayatı alt üst oldu.

Handa kalıyordu. Odalardaki kiracılarda ilginç insanlar ama herkes kendini bu handa güvende hissediyor. Konuşulmamasına rağmen herkes birbiri hakkında malumata sahip. Kimler mi var handa, Hadi sayalım…Gülsüm-evli aşçıya âşık travesti-Şiirler yazan bir şair, dövmeli pazulu değişik yemekler deneyen barmen, zenci sabah çanta akşam jigololuk yapan biri bir de Tevhide var. Daha 5 yaşında yeşil gözlü saçları itinalı kesilmemiş. Roman kahramanının tek konuştuğu kişi.

Hayat(Nurhayat)- Hanımın ilgi alanı antropolojiymiş.

Antropoloji ya da insan bilimi, geçmiş ve günümüz topluluklarında yaşayan insanların çeşitli yönlerini inceleyen bilim dalıdır. İnsanın kültürel ve fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur.

Roman okumazmış.

Fazıl ise Edebiyatçı.

( Sokağı kokularla birleştirmesi çok hoşuma gitti. Balık anason ve Tütün kokusu. Aklıma deniz kenarını getirdi. Hele Arnavut kaldırımları Beni aldı cooook uzaklara memleketime götürdü.)

Mitoloji sözlüğü okuyor, hiç duymamıştım böyle bir sözlüğü)

( Bu konuyu Ben de çok merak etmişimdir. Sesi güzel olmayan biri gider şarkıcı olur ünlü olur. Sesi ondan bin kat güzel olan yerinde sayar. Neden? Sesi güzelin kendine güveni mi yoktu da silik bir karakter olarak yaşadı gitti?)

17-Suya atılmış bir dal parçası gibi hissediyordum kendimi, öyle akıp gidiyordum.

18-insanlarla ilgili bildiklerim bana yeter, kimseden fazlasını öğrenecek halim yok dedi. Hayat Hanım.

( Kendin dekore ettiğin bir mekân sana ait oluverir/Senleşir, senin emeğinle birlikte ve artık oraya ait olduğunu hissedersin. O mekândan sana ait olanlar çıkınca artık orası senin olmaktan çıkar. Sen oraya ait olmazsın artık.)

( Yaaa bak gördün mü Sıla’yı da atmışlar evinden. Hiç Neden niye araştırmamışlar bile. Koyuvermişler kapıya. Bir varsın bir yoksun misali. Adı da nedense romanda Sıla’ysa, sanırım özel bir nedeni var. Sıla’ya hep bir özlem vardır. Bu insanlar ve Bunun gibi insanlar artık hep sılalarına özlem duya duya yaşayacaklar. Sıla Kanada’ya gitmek istiyormuş. Belki de gidecek Ama Kalbi de bedeni gibi üşüyecek. Hep vatanını özleyecek. Her gün rüyasında kapısına gelen polisleri görecek, suçsuz olduklarını anlatacak. Ama kimse inanmayacak. Sonra tam tutuklayacaklarken çığlık çığlığa uyanacak.)

( Kime gideceksin, kime derdini anlatacaksın. Devlet Baba dedi ya “ Sen suçlusun.” Ooooo artık, anne çocuğuna güvenmez, baba eşine güvenmez. Akrabalar desen Birden sırtlan kesilir.

Gidecek yerin yurdun kalmaz. Bir günde yersiz yurtsuz olursun.)

(Tevhide’nin babası Emir hakkında)

August Sanders(Dansa Giden Üç Köylü)

-Daha İlk derste Edebiyat öğretilemez demişti-Nermin Hanım

( Aklından birinin ne düşündüğünü çözmek acaba insana iyi gelir mi?

Her düşündüğümüzü söyleseydik, insanlar birbirleriyle hiç anlaşamazlardı bence. Doğru söylemek başka, her doğruyu her yerde söylemek başkaydı. Risalelerde böyle geçiyordu.)

(Fazıl, Sıla’yı Nermin hanımın dersine davet ediyor. Orada yazarlardan ve edebiyattan bahsediyor hoca.)

( yazarın halinden bahsediyor burada)

Sinemadan sonra çikolata almaya gitti Fazıl.

Marondegize de alacaklarmış.

Çikolata kaplı kestane püresi etrafı fıstıkla kaplı.

( Şu ilk baştaki cümle gerçekten de çok vurucu değil mi?

İkimiz de yoksulluğun küçümsendiği, yeteneksizlikle, başarısızlıkla eşdeğer tutulduğu bir çevrede büyümüştük. Fakirlik=Yeteneksizlik, beceriksizlik.

Ama o para sana Allah’tan gelmiş. Allah’ın olan mal varlığıyla yine Allah’ın yarattığını küçümseme. Bir de şu var, tv ye bi başörtülü çıkıyor, kız şarkı söylüyor ya da gitar çalıyor. Herkes vaaaaay başörtülü bunu yapar diyor. Sonra Açık biri Kur’an’dan sûreler okuyor. Bu sefer tutucu kesim, baksana nasıl güzel okudu diyor. Çok garip değil mi, ikisi de insan ikisi de hem dini hem de sosyal yaşamlarından kendileri sorumlular. Neden bizi ilgilendiyor ki?

Aaaaa baksana şuranın milletvekili Müslüman ve başörtülüymüş. Neden ya? Olamaz mı? X şehrinin milletvekili açık olunca bu tepki oluyor mu? Garip, anlayamıyorum. Neden bu kadar abarttığımızı bir türlü çözemiyorum.)

Ahhh şair, Sen ne yaptın? Kendini ordan aşağıya boşluğa nasıl attın?

Ahhh Fazıl, Şairi tutamadın? Ardından ağlayanı, seveni var mıydı? Geride kalan varsa, içlerine düşen ateşi Kim söndürecek?

Ya Sen Sıla, gidebilecek misin Kanada’ya?

Kanada’ya gittiğinde oraya uyum sağlayabilecek misin? Kendi değerlerini koruyabilecek misin? Yoksa oralarda hiç olup gidecek misin? Gece âlemlerine mi Dalıp gideceksin? Yoksa damarların o hazzı enjekte ederken benliğinde, bedeninde sessizce ölecek mi?

Ya Sen Emir, Tevhide’ye güvenli bir ortam sağlayabilecek misin? Dedin ya benden sonra bakacak kimse yok, Hangi yetiştirme yurdu saracak yaralarını, Kim onu bağrına basacak?

Ya Sen Nermin profesör, öğrencilerini koruduğun için sana bir yaptırım uygulamayacaklar mı?

Fazıl, haksızın hakkını korumak için çıkardığın, düzelttiğin, bastırdığın yazılar başına bela olmayacak mı?

Ya Sen polis kardeş evine gittiğinde kafanı yastığına koyup, vicdanınla baş başa kaldığında Ben doğru olanı yaptım diyebilecek misin?

Bütün bu soruların cevabını merak ediyorum.

Bence insanı en çok pişmanlıkları mahveder.

Hayat hanım kendi yoluna gitti. Perdesi kapalı evinin perdeleri soldiers Ama değişmedi de. Fazıl’ın hâlâ bir ümidi vardı.

Sıla bastı gitti. Fazıl’ı beklemedi. Kendine bir hayat kurar artık.

Fazıl gidemedi. Üniversitesinde kaldı. Kitap okuyor. Şairin yerini aldı. Yazılar yazıyor.

Tevhide ve babası handan taşındılar. Handa artık kavgalar var. Dolaptaki yiyeceklerin üstüne adını yazsan da hükmü yok. Kimsenin saygısı kalmadı birbirine.

Gülsüm’ün değeri yok. Vuran bir daha vuruyor.

Yaşlı bir Adam taşındı hana. Bütün mal varlığını pula yatırmış. Bakmışlar ki sahte hayatı kaymış. Ona bu kötülüğü de en yakın arkadaşlarından biri yapmış.

Hele şu müteahhit bozuntusu Yakup yok mu?

Canımı fena sıkıyor. Gerizekâlı zengin oldu. Hem de hiç bir bedel ödemeden. Yaptığı yollar çöküyor. Tekrar devletten para alıp oraları yapıyor. Yine çöküyor. Öyle mahir ki yıkmakta üstüne yok.

Bir de Yakup diye bir şoför tutmuş aptal kendine. Ne olacak buldumcuk delisi işte. Haaaaa unutmadan aptal, Sıla’ya diyor ki Babanın bi ihtiyacı olursa yardım ederim. Baban halde çalışıyordu değil mi?

Heeeee halde çalışıyor. Hoşuna mı gitti? Egon tavan yapmış Yakuuuup. Bu işlerin bi bu dünyası bir de öbür dünyası var.

Nermin Profesör, Kaan bey hâlâ içerde. Çıkar mı bilinmez.

Sıla’nın babasını göz altına alıp mal varlığın bizim, bizden istemeyeceksin diye zorla imza attırdılar.

Hadi bakalım şimdilik öyle olsun…

Bu sayfayı paylaş