Literary letter
Maria’ya Mektuplar
MJ’nin hayalî dostu Maria’ya mektupları: şefkat, sevgi, içindeki çocuk ve kendini kabul etmek.
Date not recorded Content language: Turkish

Çiçekler ve Şefkat
Merhaba Maria, uzun süre oldu görüşmeyeli. Bu zaman zarfında en çok seninle dertleşmeyi özledim. Hayata dair, yaşamaya dair gözlemlerimi sana anlatmayı özledim. Dün sabah çiçeklerime tekrardan bakım yapmaya karar verdim. Hepsini birer birer elime alıp neye ihtiyaçları var karar vermeye çalıştım. Sarmaşıklarımın yaprakları pörsümüş, bir geceliğine suyun içinde bırakma kararı aldım. Bir gecelik banyo onlara çok iyi geliyor. Ardından hava alsın diye dışarıya aldığım ama bir türlü kendine gelemeyen bir çiçeğim vardı. Onu içeri aldım. Kurumuş yapraklarını kestim onu çok yakışıklı hâle getirdim. Bir de köşede duran, sanki ölmeye yüz tutmuş çiçeğim vardı. Karşıdan bana öyle küskün küskün bakıp duruyordu. Benim de onunla hiç ilgilenesim yoktu çok uzun süredir. Onu yalnızlığa terk ettim Maria. Bunu bilerek yaptım, uğraşmak istemedim. Dün aldım onu yerinden yaprakları soluk cansız, kendisi depresif bana da depresif duygular aktarıyor. Hadi barışalım dedim. Saksısını aldım, üzerine su döktüm ama bu sefer şefkatle yaptım. Onu evimin baş köşesine koydum. Ama hâlâ hüzünlü, hastalıklı, sapsarı saydam yaprakları var. Bugün uyandım ve yatak odamdan aşağıya çiçeklerimin yanına indim. Çok şaşırdım Maria, ölmeye yüz tutan çiçeğim yemyeşil yapraklarıyla bana bakıyordu. Öyle hasta ölecek gibi de değildi. Uzun yapraklı yeşil çiçeğim yine bana hayat dersi veriyordu. Hayata küstüğünde, şefkatle sana elini uzatana izin ver. Belki de o el seni yaşama bağlayacak olan eldir. Bunu denemeden bilemezsin. Evet Maria, o şimdi karşımda gözleri gülüyor, etrafına neşe saçıyor. Sadece su ve yer değişikliği onu bir gecede Külkedisi makamından Cindrella olma makamına ulaştırdı. Bir de en önemlisi sevgiydi.
Sevmeyi Öğrenmek
Onu sevmeyi öğrendim Maria. Sevmek de öğrenilen bir şey bence. Deneye deneye öğrendiğin bir şey kademeli bir şekilde yani. Herkesi aynı şekilde, aynı yollarla sevemiyorsun Maria. Onu tanıdıkça hangi yolun onun için daha doğru olduğuna karar veriyorsun. Ve böylece onun ihtiyacı olan sevgiyle senin vereceğin sevgi denk olunca müthiş bir enerji oluşuyor. Bu enerji de herkese yansıyor. Bazen gülen gözler oluyor, bazen şen kahkahalar bazen de yemyeşil capcanlı yapraklar oluyor.
Kabul Görmek ve Kendini Aramak
Merhaba Maria uzun bir aradan sonra yine ben geldim. Sabah kalktım okumak ve bitirmek üzere olduğum kitabın sonuna geldim. Beni düşündürdü açıkçası. Kitabın arkasına onlarca soru yazdım hepsi de senin arkadaşın olan beni bulmak adına çekilen ızdıraplar sonucunda ortaya çıkan ölüm kalım meselesi olan sorulardı. Başlıyoruz hazır mısın? Neden insan başkaları tarafından hayran olunmak ister? Neden herkesin odak noktası olmalı mesela. Gözleri iyi görmeyen biri bir doktora gidiyor orada bir merceğe tabi tutuluyor ya bakıyor dereceler deneniyor ve bir türlü odak noktası bulunamıyor. Sonunda doğru numarada hahhhh diyor bu tam bana göre. Onun gibi insan kendini tatmin etmek için kendine hayran olacak yerler arayıp duruyor. Bitmek bilmeyen bir arayış bu ve o boşluk hiç dolmuyor her daim var olan. Peki nasıl iyileşsek bu durum Maria. Sana samimiyetle soruyorum aradığım ne? Neden başkalarından takdir görmek ruhumu okşuyor, ihtiyacım olan şey ne? Benim gerçek doğrum ne? Kendime bile itiraf edemediğim gerçeklerimden bahsediyorum, kaçtığım görmek istemediğim, başkalarından sakladığım, hadi seninle bir yolculuğa çıkalım derinlere inelim daha da derinlere, gizli bahçede saklamış olduğum hazineye inelim. Ne var, ne var orada? Neden insan en güzel ya da en pahalı eşyasını göstermek ister? Neden kendi olduğunu kabullenmeye cesaret edemez? Eleştirilmekten mi ya da ayıplanıp aşağılanmaktan mı korkar?
İçimdeki Çocuk
Neden aşağılanır insan, hakaret görür ya da insan olarak kabul görmez? İnelim Maria. Şu an ruhumun derinlerine inen merdivenlerden birer birer iniyoruz. Canım acıyabilir. Üzülebilirim, korkabilirim yanımda ol Maria. Aşağılanan, sevilmeyen bir çocuk var Maria. Onu çok da sevdikleri söylenemez. Çok yalnız. Aile, ortam kalabalık ama o çok yalnız. Kabul görmüyor. Neden kabul görmüyor? Neden yaptıkları beğenilmiyor? Annesine benzemiyor. Annesi düşman mı seviyor mu anlayamıyor. Sevilmek istiyor ama annesiyle bağ kuramıyor. Annesi onu beğenmiyor, yaptığı hiçbir şeyi beğenmiyor. Onu eleştiriyor. Başkalarının yanında bazen övüyor bazen yeriyor. Çocuk istemiyor canı acıyor anneye olan güveni azalıyor. Güven azaldıkça bağ da zayıflıyor. Çocuk sevilmek istiyor çok sevilmek istiyor. Geceleri korktuğunda yanında biri olsun istiyor, yaşamaktan endişe duyuyor. Endişelendikçe, annesi onu rahatlatsın istiyor ama yok anne yok, varlıkta darlık yaşıyor çocuk. Duygusal olarak kimseye bağlanamıyor, güven duyamıyor. Duygusal bağ kurduğu herkes ihanet ediyor onu yalnız bırakıyor. İçindeki acılarla kendisi başa çıkmaya çalışıyor. Çocuk çok yorgun içindeki duyguları dengede tutamıyor. Bazen kaygıları çok artıyor, gözlerine uyku girmiyor. Deliler gibi yatakta dönüyor bazen de bolca ağlıyor. Korkuyor. Kendisine birisi durumu açıklasın istiyor ne olduğunu neden olduğunu bilmiyor acaba kendi yüzünden mi bu olanlar yaşandı. Babaannesi, kocaya kaçtı hem de âşık olmuş diyorlar etraftakiler. Neden beni bırakıp gittin? Neden güven duyup bağlandığım ve söz verdiğin hâlde yok oldun hayatımdan. Yoksun, oysa ki bir tek sen vardın yanımda. Beni sevdiğini sanıyordum beni terk etmez, terk edilmez sanıyordum. Şimdi ne diyordun benim çocukluğum ne hissediyorsun? Büyük olan benden ne duymak istersin? Bana açıklama yap. Neden gitti.
Kendine Sarılmak
Yanına geliyorum içimdeki küçük çocuk, gözlerinin içine bakıyorum. Sana doyasıya sarılıyorum, senin yaramaz olduğun için ya da seni cezalandırmak için gitmedi. Kendi hayatını kurmak için gitti. Evet yalnız kaldın doğru ama ben artık buradayım yanındayım, sana doyasıya sarılıyorum. Masallar anlatalım bir minik kız vardı kalbi pırpır sevgi için çarpardı, tek derdi hayatı anlamaktı. Bir gece yalnız kaldı kimse yoktu yanında, çok üzüldü. Kendini suçladı. Yanına tatlı bir melek yaklaştı ve yaşananların onun suçu olmadığını, kendisinin ne kadar sevmeye ve sevilmeye değer olduğunu söyledi. Minik kızın soğumuş kalbini yerinden çıkarttı ve sıcacık elleriyle donan kalbini ısıttı. Buzlar yavaşça erimeye başladı. Damlalar etrafa döküldü ve birden buharlaştı. Minik kalp yeniden pırpır atmaya başladı. Melek elindeki minicik kalbi kızın vücudundaki yerine oturttu. Kalp kırıklıkları meleğin sevgisiyle tamir oldu. Kız o gün kendi kendini sevmeyi öğrendi. Etrafında yaşanan olayların her zaman kendinden dolayı olmadığını, olması gerektiği için olduğunu anladı. Evet küçüğüm, gitmesi gerekti ve gitti. Babaannen kendi iradesini kullanıp kendi yolunu seçti. Sana söylemeliydi, seni hazırlamalıydı bu doğru bu noktada vefasız çıktı. Ama bu onun yolu ve yolculuğu. Senin çok güzel bir yolun oldu seçimlerin, acıların, sevinçlerin, kayıpların, pişmanlıkların, iyikilerin oldu. Sen bunları yaşadın ve bitti. Ne öğrendin küçüklüğüm sana buradan ne miras kaldı. Hikâyeler yazmayı, kendini nasıl mutlu edeceğinin yolunu buldun kendini keşfetmeyi öğrendin. İşte bunlar senin iyikilerin. İyi ki dediklerin. Şimdi ayrılma zamanı küçüklüğüm ben buradayım unutma ihtiyacın olduğunda hep yanındayım. Senin o tatlı minik gözlerinden öpüyorum. Bana okuduğun renklerle ilgili olan kitabı unutmadım hep aklımda. Heeee tabii bir de en çok sevdiğimiz Karlar Kraliçesi. Sen oku ben seni dinlerim hep. Sen anlat ben senin yanındayım. Benle nasıl iletişim kuracağını gayet iyi biliyorsun. İşte, anlat derdini derman olayım. Seni kocaman kucaklıyorum. Görüşmek üzere sevgiyle kal minik ben.
Kendine Güvenmeyi Öğrenmek
İşte Maria, gördün içimdeki minik çocuğu ihtiyaçlarını anlattı. Onunla beni görüştürdüğün için sana minnettarım. İçime doğru yapılan yolculukta elimden tutup beni cesaretlendirdiğin için teşekkür ediyorum. Senle kendimi güvende hissettim belki de güvenmeyi öğreniyorum. İlk olarak kendime sonrasında ise başkalarına. Dünyada güvenilecek insanların olduğunu kabul ediyorum iyi insanların varlığını duyumsuyorum. İyilikler ve kötülükler birer denge. Benim içimdeki duyguları da eşitlediğimde huzuru hissedeceğim. Görüşmek üzere Maria. Dengede kalman dileğiyle. Sevgiyle kal.
Dosdoğru Olmak ve Kendini Kabul Etmek
Maria bugün günlerden dosdoğru olma günü. Aklımda bir haftadır sürekli yankılanan bir ayet var. Durup dururken zihnimde şimşekler çakıyor sanki içinde bir yankı oluşuyor ve konuşmaya başlıyor. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Hud:112)
Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Bu ayeti biliyorum ama neden bu kadar zihnimde yankılanıyor. Farklı bir his hissediyorum. Hani diyorlar ya Maria, aha moment. Yes, I have it now. Alice Miller’ın Yetenekli Çocuğun Dramı kitabını okudum bitirdim orada sonda bir bölüm vardı. Diyordu ki kendi gerçeğini kabul etmeyen, kendini kandıran ideolojilere sarılır. İdeolojiler bazen günah keçileri belirlerler ve dünyadaki kin, nefret de tam bu yüzden çıkar gibi bir ifadeye rastladım. Şaşırdım, insan kendini kabul etmeyince kendini kabul ettirmek için suni şeylere bağlanıyor. Ama hiçbirinde gerçekten kendi değil, kendi gibiymiş gibi görünsen de olamıyor Maria. Güneş balçıkla sıvanmıyor, hakikatler ortaya dökülüveriyor. Kendin olman, kendin olarak kalmak bu dünyada ne kadar da zor. Kendi kendilerine ait olamayanlar hiçbir yere ait olamıyorlar. Mal, makam, para hepsi bir yerde yetersiz kalıyor. Kendi gerçeklerini kucaklamayınca içinde ağlayan çocuğun gözyaşları dinmiyor. Peki kendi gerçeğini bulmak, onunla yüzleşmek ve kabul etmek sence bu kadar kolay mı? İnsanın kendi ile bir odada baş başa kalıp, aynaya baktığında karşıdaki beni tanıyamaması normal mi? Aynaya bakıp tanıyamadığın o kişi kim? Sen kimsin? Neden yabancısın? Siman ben gibi, ama bakışların, gülüşün, samimiyetin ben değil gibi. Nerdesin ben? Seni nerelerde unuttum? Seni nerelere terk ettim. Doğruluk, asıl beni bulmama yardım eder mi? Peki ya benlerin birbirlerinden haberi yoksa, haberi olmayan benler asıl doğruyu fark edebilir mi? Evet eder, bir bir deneyimledim. İki benliğin birbirinden haberi yoksa onların yolunu kesiştirecek bir duyguya ya da bir olaya ihtiyaç var. Bir benlik anlatırken, gözlemci benlik tarafları dinleyip, eksik bir parça olduğunu fark edecek eğer edemezse hayatın anlamını çözmek de zorlaşacak. Tam eksik parça bulunduğunda iki benlik birbirlerini can kulağıyla dinleyecek. İki benlik de kabul diyorsa maziler bir bir birbirine eklenecek. Maziler eklendikçe her iki benlik de neden, niçin, nasıl sorularının cevabını bulacaklar. Anlamlanan her hatıra kişide kendini suçlama, beğenmeme, eleştirme gibi duyguların asıl kaynağını bulduğundan huzur seviyesine ulaşacaklar.